Karadeniz bölgesi, tarih boyunca jeopolitik rekabetin yoğun olarak yaşandığı alanlardan biri olmuştur. Bunun temel nedeni yalnızca coğrafi konumu değil, aynı zamanda Avrupa, Kafkasya ve Orta Doğu arasında stratejik bir bağlantı noktası oluşturmasıdır. Doğu-batı ve kuzey-güney ulaşım hatlarının kesiştiği bir konumda yer alan Karadeniz, hem askeri hem de ekonomik açıdan büyük güçlerin dikkatini çeken bir bölge hâline gelmiştir. Nitekim bazı stratejistler, Karadeniz üzerinde hâkimiyet kurmanın Balkanlar, Orta Avrupa, Güney Kafkasya ve Doğu Akdeniz gibi geniş bir coğrafyada nüfuz elde etmek anlamına geldiğini belirtmektedir.¹
Karadeniz’e kıyısı bulunan Türkiye, Romanya ve Bulgaristan’ın NATO üyesi olması, bölgenin güvenlik mimarisinin NATO ile doğrudan ilişkili olmasına neden olmaktadır. Bunun yanı sıra Ukrayna, Gürcistan ve Moldova gibi NATO ile yakın iş birliği içerisinde bulunan ülkeler de bölgedeki güvenlik dengelerinde önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle Karadeniz’de ortaya çıkabilecek herhangi bir güvenlik krizi yalnızca bölgesel bir sorun olarak kalmamakta, NATO’nun genel güvenlik politikalarını da doğrudan etkileyebilmektedir.²
2016 yılında gerçekleştirilen Varşova NATO Zirvesi, Karadeniz güvenliği açısından önemli dönüm noktalarından biri olarak değerlendirilmektedir. Zirvede özellikle Rusya’nın son yıllardaki askeri faaliyetlerinin bölgedeki güvenlik ortamını değiştirdiği vurgulanmıştır. NATO müttefikleri, Rusya’nın izlediği politikaların Avrupa güvenliği açısından belirsizlik yarattığını ve bölgesel istikrarı zayıflattığını ifade etmiştir.³ Bu değerlendirme, Karadeniz’in yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda küresel güvenlik açısından da kritik bir alan olduğunu göstermektedir.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Karadeniz havzasında ortaya çıkan çeşitli bölgesel çatışmalar da bölgenin güvenlik sorunlarını derinleştirmiştir. Abhazya, Güney Osetya, Transdinyester ve Ukrayna krizi gibi olaylar, bölgenin kronik bir istikrarsızlık alanına dönüşmesine yol açmıştır. Bu tür çatışmalar yalnızca askeri boyutta kalmamakta, aynı zamanda organize suç faaliyetleri, kaçakçılık ve radikalleşme gibi sorunların da ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bu durum, bazı bölgelerde devlet otoritesinin zayıfladığı “gri alanların” oluşmasına neden olmuş ve uluslararası güvenlik açısından yeni riskler doğurmuştur.⁴
Karadeniz’in stratejik önemini artıran bir diğer unsur ise enerji güvenliğidir. Bölge, Hazar havzası ve Orta Asya enerji kaynaklarının Avrupa pazarlarına ulaştırılmasında önemli bir transit güzergâh olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle Karadeniz’deki güvenlik ortamı, enerji arz güvenliği ile doğrudan ilişkilidir. Enerji hatlarının güvenliği yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi sonuçlar da doğurabilmektedir. Enerji kaynaklarının zaman zaman jeopolitik bir araç olarak kullanılması, bölgedeki güç rekabetini daha da karmaşık hâle getirmektedir.⁵
Karadeniz aynı zamanda Avrupa kıtasının önemli ticaret ve ulaşım hatlarının kesiştiği bir alan konumundadır. Doğu Balkanlar ile Güney Kafkasya arasında yer alan bu bölge, Avrupa ile Asya arasındaki ekonomik bağlantıların önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Ancak bölgede süregelen siyasi ve askeri gerginlikler, ekonomik kalkınma potansiyelini sınırlandıran faktörlerden biri olarak görülmektedir. Bu nedenle Karadeniz’de kalıcı istikrarın sağlanması yalnızca güvenlik açısından değil, aynı zamanda ekonomik gelişim açısından da büyük önem taşımaktadır.⁶
2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi, Karadeniz güvenliği açısından yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirilmiştir. Bu gelişme, NATO’nun kolektif savunma mekanizmalarını güçlendirmesine ve bölgedeki askeri varlığını artırmasına neden olmuştur. NATO tarafından atılan bu adımlar, ittifakın doğu kanadının güvenliğini sağlamaya yönelik caydırıcı önlemler olarak değerlendirilmektedir.⁷
Karadeniz’in önemini artıran bir diğer faktör ise ABD’nin küresel güvenlik stratejisinde sahip olduğu rol ile ilgilidir. Özellikle 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD’nin güvenlik politikalarında Orta Doğu ve çevresindeki bölgeler daha fazla önem kazanmıştır. Bu bağlamda Karadeniz bölgesi, Orta Doğu ile Avrupa arasında bir güvenlik köprüsü olarak görülmüş ve terörle mücadele stratejileri açısından kritik bir konumda değerlendirilmiştir.⁸
Karadeniz’de NATO’nun Varlığı
Karadeniz bölgesi, NATO’nun güneydoğu kanadının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bu nedenle NATO, bölgedeki güvenlik gelişmelerini yakından takip etmekte ve caydırıcılık kapasitesini güçlendirmek amacıyla çeşitli askeri ve siyasi önlemler almaktadır.
NATO’nun bölgedeki askeri varlığı, kara, hava ve deniz unsurlarından oluşan çok boyutlu bir yapı göstermektedir. Romanya’da konuşlandırılan çok uluslu NATO tugayı, bu askeri yapılanmanın önemli unsurlarından biridir. Çeşitli NATO müttefiklerinin katkıda bulunduğu bu birlik, bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi ve ortak askeri kapasitenin geliştirilmesi açısından önemli bir rol oynamaktadır.⁹
Hava güvenliği alanında NATO müttefikleri, Romanya ve Bulgaristan’ın hava sahasının korunmasına katkı sağlamaktadır. Hava polisliği görevleri kapsamında gerçekleştirilen bu faaliyetler, NATO’nun bölgedeki caydırıcılık kapasitesinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.
Deniz güvenliği ise Karadeniz’deki askeri rekabetin en önemli boyutlarından biri olarak değerlendirilmektedir. NATO Daimi Deniz Kuvvetleri’nin bölgede gerçekleştirdiği devriye faaliyetleri ve çok uluslu tatbikatlar, ittifakın Karadeniz’deki askeri varlığını güçlendirmeyi amaçlamaktadır.¹⁰
Sonuç (Türkiye Perspektifinden)
Karadeniz bölgesi, günümüz uluslararası sisteminde yalnızca bölgesel bir deniz havzası olmaktan öte, Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisinin kritik bir bileşeni hâline gelmiştir. Bölgedeki enerji hatları, ticaret koridorları ve askeri hareketlilik dikkate alındığında Karadeniz, küresel güç rekabetinin önemli sahalarından biri olarak öne çıkmaktadır. Bu durum, bölgedeki güvenlik dengelerinin korunmasında kıyıdaş devletlerin ve özellikle Türkiye’nin rolünü daha da belirleyici hâle getirmektedir.
Türkiye, Karadeniz’e en uzun kıyı şeritlerinden birine sahip olması, boğazlar üzerindeki egemenliği ve NATO içindeki stratejik konumu sayesinde bölgedeki güvenlik mimarisinin merkezinde yer almaktadır. Özellikle Montrö Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde yürütülen boğazlar rejimi, Karadeniz’de askeri dengeyi koruyan temel unsurlardan biri olarak görülmektedir.¹¹
Türkiye’nin bu sözleşme doğrultusunda sürdürdüğü politika, bölgenin kontrolsüz bir askeri rekabet alanına dönüşmesini engelleyen önemli bir denge mekanizması işlevi görmektedir.
Bununla birlikte Türkiye, NATO üyeliği kapsamında ittifakın caydırıcılık kapasitesine katkı sağlarken aynı zamanda Karadeniz’de istikrarı önceleyen bir denge siyaseti izlemektedir. Bölgedeki güvenlik sorunlarının yalnızca askeri araçlarla çözülemeyeceği gerçeği, diplomatik girişimler, bölgesel iş birliği mekanizmaları ve ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesini de gerekli kılmaktadır. Türkiye’nin hem NATO içinde hem de kıyıdaş ülkelerle yürüttüğü çok yönlü diplomasi, Karadeniz’de sürdürülebilir güvenliğin tesis edilmesi açısından önemli bir rol oynamaktadır.
Sonuç olarak Karadeniz’in gelecekteki güvenlik yapısının şekillenmesinde Türkiye’nin jeopolitik konumu, askeri kapasitesi ve diplomatik etkinliği belirleyici olmaya devam edecektir. Bölgedeki güç rekabetinin giderek yoğunlaştığı bir dönemde Türkiye, yalnızca NATO’nun güneydoğu kanadının bir parçası olarak değil, aynı zamanda Karadeniz’de istikrarın korunmasını sağlayan temel aktörlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle Karadeniz’de kalıcı güvenliğin sağlanması ve bölgesel istikrarın sürdürülebilmesi büyük ölçüde Türkiye’nin izlediği denge politikalarının başarısına bağlı olacaktır.
Dipnotlar
1. Zbigniew Brzezinski, The Grand Chessboard: American Primacy and Its Geostrategic Imperatives, New York: Basic Books, 1997.
2. NATO, NATO’s Presence in the Black Sea Region, Brussels, 2019.
3. NATO, Warsaw Summit Communiqué, 2016.
4. Svante E. Cornell, The Wider Black Sea Region: An Emerging Hub in European Security, Washington DC: Central Asia-Caucasus Institute, 2012.
5. Daniel Yergin, The Quest: Energy, Security, and the Remaking of the Modern World, New York: Penguin Press, 2011.
6. James Roberts, Black Sea Security and European Energy Corridors, Oxford Institute for Energy Studies, 2016.
7. John J. Mearsheimer, “Why the Ukraine Crisis Is the West’s Fault”, Foreign Affairs, 2014.
8. Graham E. Fuller, The New Turkish Republic: Turkey as a Pivotal State in the Muslim World, United States Institute of Peace Press, 2008.
9. NATO, NATO Enhanced Forward Presence, Brussels, 2018.
10. NATO Maritime Command, Standing NATO Maritime Groups, 2020.
11. Convention Regarding the Regime of the Straits (Montreux Convention), 20 July 1936, League of Nations Treaty Series, Vol. 173, p. 213.
