Sevgili günlük, 01.08.1914
Hayatımda hiç bu kadar endişeli, huysuz, bilmiş altmış yaş ve üstü insanı bir arada aynı senkronizasyonda görmemiştim. Evet bildin, Lordlar Kamarası’ndan bahsediyorum. Bizim evde ne işleri var diye soracak olursan, babam gayri resmî toplantıları kayıt dışı kalması için evimizdeki ofisini geçici bir danışma alanı olarak kullandı. Yani en azından on gün boyunca bu durum böyleydi. Her gidip gelen kabine üyelerine kardeşlerim Colin, Charles ve Cecil bizzat babam tarafından takdim ediliyorlardı. Ne kadar zeki ne kadar yürekli oldukları babam tarafından üstüne bastırılarak söyleniyordu. Oysaki tek kabiliyetleri erkek olmaları. Pardon, aristokrat bir ailenin erkek çocukları olmaları diyecektim.
Şahsıma adına konuşmak gerekirse ağabeyim Colin’i şu ana kadar faydalı, bir işe yaradığına şahit olmuş değilim. Tek imtiyazı henüz mezun olduğu askeri okuldaki formasını her sabah giyinip Brighton veya Londra’da gezinip caka satmak. Zavallı en küçüğümüz Cecil bile ağabeyimiz her konuştuğunda sanki İngiliz Ordusu’nun başına gelmiş en iyi şey kendisiymiş gibi bahsettiğinden, “Babam Colin’i Hindistan mandasına tayin etse de rahatlasak.” Demişti. İşte Colin ağabeyim on bir yaşındaki bir çocuğu bile bıktıracak biriydi.
Erkek kardeşlerimden bahsetmişken, son zamanlarda Charles çok dalgın gibime geliyor. Charlotte bana bu savaş meselelerinin onu çok etkilediğini söyledi. Buna inanmakta zorluk çekiyorum çünkü Charles gamsız biridir. Ablam Caroline, “Normalde sürekli oturan aristokrasi sınıfı için böyle tantanalar çıkarmak eğlence işidir, Charles bunlara alışık değil. Savaş çıkmayacağı anlaşılınca herkes durulur.” Dedi. Ablam Caroline en büyüğümüz olduğundan mıdır yoksa öğretmen olduğundan mıdır bilmem ama hayatımda gördüğüm en mantıklı insandır kendisi. Sonuçta kendisi gibi bir öğretmen olan Paul Osborne ile evlenmiş ve iki erkek çocuğu olmuştu, yani ununu eleyip eleğini asmıştı. Onun tavsiyeleri doğru çıkabilirdi.
Gece ev halkı yatmaya hazırlanırken Charlotte kitap okuyor bende köpeğimiz Leslie’ye odamızda uyuması için yer yapıyordum. Neden sonra bizim odanın bulunduğu katta bir hareketlilik olduğunu fark ettim. Charlotte ile göz göze geldik ve aynı anda kapıya yürüdük. Koridordan ablalarımız Celia ve Caroline’ın fısıltıları geliyordu. Charlotte bir şey dememe fırsat bırakmadan bizim kapıyı açıverdi. İki ablamızda hemen susup bize döndüler.
“Bu saatte neden ayaktasınız?” diye sordu Celia. Elinde yarısı bitmiş bir sigara ile bizim tarafa ters ters bakıyordu.
“Siz neden ayaktasınız?” diye sordum misilleme yaparak.
“Bana bilmiş bilmiş cevap verme Charlotte.” Dedi Celia sesi toklaşarak.
“Yalnız Charlotte benim, o değil.” Dedi Charlotte en sonunda bir laf ederek. Celia gözlerini sertçe devirdi. Sizden sinirli olmasın, ablam Celia gayet asabi ve sinirli biridir. Ana hobileri arasında insanları -özellikle kardeşlerini-terslemek, Avustralyalı eşi Roy’un geleneklerini ve ülkesini İngiliz sömürgesi olduğu için alay konusu yapmak yer alır.
“Ha sen ha Charlotte ne fark eder? Zaten aynısınız.” dedi sigarasından uzun bir nefes çekerek. Tam ağzımı açıp bir şey diyecektim ki, Caroline araya girdi:
“Susun! Duyamıyorum bir türlü.” Dedi merdivenlerden yukarı bakarak. Tam neyi diye soracakken yukarıdan babamın ofisinden babamın telefon ile konuşma sesini duyduk:
“Ah demek Almanlar Lüksemburg’u işgal ettiler…”
“Kim takar Lüksemburg’u-“Celia daha bu cümleyi bitirmeden hep bir ağızdan “Şşşt!” diye sitem ettik.
“Hem Libau hem Lüksemburg demek… Bu Fransa’yı işgal tehditidir.” Dördümüzde sanki dilimizi yutmuşuz gibi bu sözler üzerine sessiz kaldık.
“Pekâlâ…Pekâlâ…Yarın ilk iş bu durumu Fransız delegeleri ile toplantı edeceğiz.” Dedi ve telefonun kapanma sesi geldi. Biz halen daha sessizliğimiz koruyorduk. Derken, ağabeyim Colin babamın odasından çıktı ve merdivenden inerken dördümüzü gördü. Büyük ihtimalle üstünde gecelikleri, saçları dağınık kapı dinleyen deli kadınlar gibi görünüyorduk. Bize sadece durup baktı. Hiçbirimiz bir kelime dahi etmedik. Colin sadece merdivenlerden inmeye devam etti ve sonra kayboldu. Babam ise ofisinde kalmış olacak ki, ayak sesleri odanın içinde dolaşır gibiydi. Onun için uzun bir gece olacaktı.
Yere çivilenmişiz gibi durmaktan vaz geçen ilk kişi sigarası artık küle dönen Celia ablam oldu ve tek kelime etmeden kendi yatak odasına gitti. Ardından Caroline ablam bize sadece silik bir gülümseme vererek kendi odasına çekildi. Ben ve Charlotte yataklarımıza trans halinde döndük. Onun düşüncelerini duyabiliyordum.
Fransa’ya savaş açılması İngiltere’ye savaş açılması demek oluyordu. Peki hükümetimiz bu riske girmeye hazır mıydı? Neden kimse net bir şeyler söylemiyordu?
Yan yatağımda yatan Charlotte’a baktım, bakışlarımız kavuştu. O an sadece belli belirsiz daha ismini bile bilmediğim bir duygu geçti gözlerinden.
Korku. Ama Charlotte korkmaz ki.
Etrafımızı kaplayan sessizlik devam ediyordu. Sadece kattaki odalardan birinden sigara yakma sesi geldi, zaten kime ait olduğunu biliyordum. Leslie yatağımın ucunda uyuyordu.
Acaba artık böyle huzurlu olabilecek miydik?
C.C