Mektup

GÜN: 5110

Zeynep Fatıma Ulubey 17.04.2026 53

Yıl 1358, bir Ekim sabahı, Victoria’dan sevgiyle…

“Sevgili, “ diye başlamak istemiyorum. Sanki öyle başlarsam içimden geçenleri tam anlamıyla anlatamam diye korkuyorum. Sevgi sözcüğü çok manidar ya hani, belki ondandır bu korkum. Ona zarar gelmesinden sakınırım. Gerçi hoş burada yalnızız, sadece sen beni duyuyorsun. Satırlara başlarken şunu söylemek istiyorum; ben yazmayı pek bilmem sadece anlamak isteyene birkaç cümle fısıldarım. O yüzden olur da sesim yankı bulamazsa; bu cümlelerimin fısıltısındandır. İnsan ancak derdi kadar yazarmış. Öyle ki mürekkep bitmezmiş yazmak isteyene, mürekkep yetmezmiş derdi çok olana. Bazen mürekkepler bitecek sanarım. Korkarım. Olur da içimdekiler yalnızca zihnimde acı bir hatıra olarak kalacak diye korkarım. Sonra hızlıca yazarım, çokça yazarım. Sanki o ân yazmazsam içimdeki o sızı hiç gitmeyecek gibi hissederim. İşte tüm hikayenin aslı bu aslında. İnsan neden en güzel anılarını çokça yazmak istemez ki ? Neden içimde tutuklarım mutluluğun yansıması değil de hüznün gölgesi ? Bilmiyorum. Bazen sorarım, acaba mutluluktan mı keyif almıyorum yoksa acı mı beni tatmin ediyor ? Uzun bir süre bu soru üzerinde fazlaca düşündüm. Beni böylesine üzen onca şeye sığınmak kendimden çok şey götürdü. Ancak mutluyum ki henüz yolu yarılamadan bu sorunun cevabını buldum. Asıl mesele benim zihnim, kendi iç dünyam ve orada hissettiklerimdi. Orası şeffaf, gerçeklikten uzak, saf ve masum. Sanki tüm dünya yıkılsa da orası hep pak kalacak gibiydi. Ya da en azından ben öyle sanmıştım. Doğru ya, bu hayatta insana en çok acı veren şey de sanmaktı. Ne zaman bir kötülük görsem hep oraya sığındım. Orada arındım, orada mutlu oldum. Ama mutluluğum sadece oradaydı. Ne zaman ki gerçeklik meselenin aslı olduğunda işte o zaman kocaman bir hüzün yüreğimi sardı. Öyle bir sardı ki bir daha çıkamayacakmışım gibi hissettim çoğu zaman. Ve evet doğruydu, mütemadiyen yüreğimi kapladı bu sızı. Gerçeğe dair tüm bu hayal kırıklıklarını, yüreğimin en derinlerinde taşıdım. Bir anlık ya da ara ara olan bir şey değilidi bu. Daha çok ne zaman gerçeklik ve kendi dünyam arasına sıkışsam, beni tam o an içine hapseden ve o arada sıkıştığım uzun süren bir döngüydü. Gerçeklikten bu denli uzak olmam ya da gerçek dünyayla kendimi hiçbir zaman özleştirememem, bu döngüyü sıklıkla ve uzun süre yaşamama neden oluyordu. Yani aslında sorunun cevabı belliydi. Ben mutlulukta sıkışmıştım. Asıl mutluluğun ne demek olduğunu çok iyi biliyordum. Lakin arada sıkışmaktan dahası gerçek dünyadaki hayal kırıklıklarından, hüzün bana atfedilmişti. Sanki bir daha hiç gitmeyecek gibi, adeta benimle bütünleşen bir parça gibi. Ben yaşadıkça hep benimle yaşayacak gibi. Beni anlıyorsun değil mi ? Çünkü anlamak mahiyet ister. Ben, bu zamana kadar beni kimsenin anlamasını beklemedim. Çünkü o dünyada ben tektim ve kimse benim gibi hissedemiyordu. Gerçi hoş bu durum hiçbir zaman da değişecek gibi değil. Ben, insanların gözlerinin içine manalı bakarken, onların gözlerinde bakışlarımın anlamını yitirip mahiyet bulamamasına çok alıştım. Ya da kötülüklerle dolu olan bu dünyada, çokça gülerek acımı saklayıp içimde derinlemesine yaşamaya çok alıştım. O yüzden senden de beni anlamanı beklemiyorum. Ancak merak ettiğim şey de şu aslında; bugün bir hevesle benliğimde bulduğum sandığım bu şey doğru muydu ? Kendi derinliğimi ne kadar keşfettiğim meçhul. Lakin bunun için çok uğraşıyorum. Daha iyi bir bende, daha iyi bir benle olmak için çok uğraşıyorum. Meselenin aslı da bu değil miydi zaten ? Bu uğurda çabalamak mı yoksa sonucun doğruluğu mu daha önemliydi ? Bilmiyorum. Ama şu bir gerçek ki bu satırları bir gün okuduğunda bana sorumun net cevabını yalnızca sen verebileceksin. Umarım o gün her şey için geç kalmış olmam çünkü birçok şey için yolun yarısı çoktan bitmiş olacak…

Zeynep Fatıma Ulubey
Zeynep Fatıma Ulubey Kurucu | Genel Yayın Yönetmeni

Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü 2. sınıf öğrencisiyim. Dış politika ve küresel dengeler üzerine çalışıyor; uluslararası sistemdeki güç ilişkilerini eleştirel bir bakışla analiz etmeye ilgi duyuyorum. Yayıncılık benim için yalnızca metinleri bir araya getirmek değil; düşünceye alan açmak, kelimelerle bir ufuk inşa etmektir.