Köşe Yazısı

Suça Sürüklenen Çocuk

Ebru Soydan 10.03.2026 66

Son zamanlarda ülkemizde oldukça gündemde olan “Suça Sürüklenen Çocuk” tartışmasını dergimizin ilk sayısında ele almak istiyorum. Suça sürüklenen çocuk; 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda, suç olarak belirtilmiş bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk şeklinde tanımlanmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda çocuklar üç yaş grubunda incelenir; ilk grup, 12 yaşını tamamlamamış çocuklardır, bu çocukların cezai sorumluluğu yoktur fakat güvenlik tedbiri uygulanabilir. İkinci grup 12-15 yaş aralığındaki çocuklardır; bu aralıktaki çocukların işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği yok ise güvenlik tedbirine hükmolunur, cezai yaptırım uygulanmaz fakat algılama yeteneği var ise indirimli bir şekilde cezai yaptırım uygulanabilir. Son grup 15-18 yaş aralığındaki çocuklardır, bu aralık için indirimli cezai yaptırım uygulanması öngörülmüştür. Verdiğim bu genel bilgilerden sonra ülkemizde birçok tartışmaya konu olan ve Meclis’in de üzerinde çalışmalar yürüttüğü tedbirler ve önlemlerden bahsetmek istiyorum. Vekillerimizden bazılarının da katıldığı bir görüş; çocukların suça sürüklenmesinin bireysel davranışların değil, toplumsal bir kırılmanın göstergesi olduğu ve alınacak tedbirlerin infaza yönelik değil, çocuğu suçun yöneliminden çıkarmayı hedeflemesi gerektiğini söylemiştir. Ayrıca şiddet içeren dijital içeriklerin de çocukları suça özendirdiği, aile, okul ve sosyal hizmet sistemlerinin hazırlıksız olduğu bu alanda çalışmalar yapılmasına ihtiyaç olduğunu da belirtmişlerdir. Hükûmetin hazırladığı yargı reform paketleri kapsamında ise, çocuk suçlular için ceza indirimi oranlarının düşürülmesi ve ciddi suçlarda 16 yaş üstü faillerin yetişkin gibi değerlendirilmesi gibi öneriler yer almakta; bu paketler aynı zamanda ailelerin bakım ve eğitim sorumluluğu ihlali için cezai yaptırımları güçlendirmeyi hedeflemektedir. Halkın nabzını tuttuğumuzda; özellikle kamuoyuna yansıyan davalarda çocukların kan dondurucu cinayetlere kurban gitmesinden sonra, cezai yaptırımların arttırılmasını, hatta yetişkinler ile aynı cezaya hükmedilmesi gerektiğini ve ailelerine de cezai yaptırım uygulanmasının hakkaniyete uygun ve caydırıcı olacağına dair düşünceler mevcuttur. Kanaatimce; çocukların suça olan eğilimlerini azaltmak için elbette aile ve sosyal hizmetlerin gerekli çabayı göstermesi, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullardaki rehberlik servisleri aracılığı ile gerekli sunum ve çalışmalarla çocukları bilinçlendirmesi ve özellikle çocuklara şiddeti özendiren oyun ve dijital içeriklerin BTK ve diğer ilgili kurum ve kuruluşlar aracılığıyla denetlenmesi gerekir. Ancak yukarıda saydığım tüm bu tedbirlerin, kasten öldürme, kasten yaralama ve cinsel saldırı gibi son derece ağır sonuçlar doğuran suçlar bakımından caydırıcı olmadığı açıktır. Bu suçlarda infaz oranına ilişkin düzenleme yapılması ve indirim uygulanmaması hâlinde, çocuğun yetişkin bir birey gibi yargılanmasının caydırıcılığı artıracağı ve hakkaniyete daha uygun olacağı kanaatindeyim. Öte yandan, ailelerin de cezai yaptırıma tabi tutulması yönündeki talebin, cezaların şahsiliği ilkesine açıkça aykırı olduğu görülmekte olup, bu nedenle konuya ilişkin yapılabilecek bir düzenlemenin hukuka aykırı sonuçları olacağı barizdir. Umuyorum ki, yapılacak yeni düzenlemeler ile birlikte çocukların suç işleme oranında ciddi bir azalma gözlemleyebiliriz. Nihayetinde, ülkenin gündemine oturan bu davalarda faillerin en kısa sürede gerekli cezaları almasıyla, bizlerin de bir nebze olsun adalete olan inancı korunmuş olur.

Ebru Soydan
Ebru Soydan Yazar

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. sınıf öğrencisiyim. Yazılarımda güncel hukuki olay ve gelişmeleri yalın bir dille, eleştirel bir bakış açısıyla kaleme alacağım.